Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Temmuz 2012 Pazartesi

SİNAN AKÇIL RÖPORTAJIM




''Hoppala'' parçasının klip çekimi için hangi yönetmenle çalıştınız, styling kime ait?

Klip yönetmenimiz Tülay İbak. Styling, İlkyaz Özel'e ait. 2013-14'te moda olacağına inandığım Givenchy siyah tulum-takım giydim. - Ayrıca Jeremy Scott eşofman üstü ( Siyah tshirtle kombinlendi. ), özel tasarım beyaz bir takım ( Neil Barret tshirtle kombinlendi. ), özel tasarım ata yaka, kolsuz bir ceket ( Beymen pantolonla kombinlendi. ) giydi. Oldukça ''fashionable'' dı. -

''Hoppala'' parçasının Amerikanvari bir tavrı var sanki?

2012'de / şu dönemde Amerika'da aksak ritimler çok revaçta. Türkiye'de de sevileceğini umarak böyle bir çalışma yaptım. Şarkı resmen bana klip çek diyordu. ttnet'te de dinlenme oranı bir hayli yüksekti. Polat Yağcı'yla beraber düşündük, Hoppala'ya klip çekilmesine karar verdik.


''Hoppala'' dan sonra hangi parça kliplenecek?

Hoppala parçasından sonra Küfür'e klip gelecek. Slow konusunda fanlarımla birlikte karar vermeyi düşünüyorum. Ya ''Seven Biri'' ya da ''Öylesine''... İkisinden biri olacak.

Kuzey Avrupa sounduna sahip parçalarınızın yanı sıra Anatolian ezgiler taşıyan parçalarınız da var. Bunların mixi şeklinde olanlar da... Bu bağlamda müzisyen ruhunuzu ''oryantalist'' olarak nitelendirebilir miyiz?

Avrupa'ya dönük Orta Doğu bir kalbim var. Viyana Filarmoni Orkestrası'nı en önden izlememin yanı sıra Lübnan'da bir kahvede de otururum.


Müzik dünyasında önemli bir yere sahipsiniz. Başarınızın temeli neye dayanıyor? 

Kendime güveniyorum. Müziğin içinde doğdum. Zaten ailem de müzisyendi. Bu yüzden müzik yaparken başarılı olmak zorundaydım. Ben müziği seçmedim, müzik beni seçti. Başarımı, azmime, disiplinli çalışmama ve Allah'ın bana verdiği yeteneğe bağlıyorum. Daha çok üretmek için çalışıyorum. Bugün bir şarkım çaldığında Allah'a şükrediyorum.

''Değişim'' sizin için ne ifade ediyor?

Her seneyi. Her sene değişim gerekiyor. İnsanın doğuştan itibaren biriktirdiklerini, her yeni bir sene yenilemesi gerekiyor. Aynı kaldığımız sürece hangi işi yapıyorsak, o işin heyecanı kalmaz.


''Dokunma Bana'' adlı parçanızın sizde önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum.

Özel bir yeri olmasının sebebi, o şarkıyı lise sonda yapmış olmam. Verdiğim ilk şarkıydı. Duygusunu çok seviyorum.

''Kendimi tekrarlamamak için bu albümde farklı aranjörlerle çalıştım.'' demiştiniz. Sonraki albümlerinizde de bu olguyu devam ettirecek misiniz?

Aslında albümdeki aranjörler, benim beynim diyebilirim. Beynimdekileri bir aranjöre aktarıyorum. Bu zamana kadarki aranjörler, benim yaptıklarıma ekleme yaptılar. Ama Karnaval'da öyle değil. Farkı görüyorsunuz.


Hande Yener, yeni albümü için çalışmalara başlamış. Yine birlikte mi çalışacaksınız?

Efsane geliyor. 3. kez çalışacağız beraber. Yaptığımız ilk iki albümün ısınma devri olduğunu 3. ile anladım. Çok sürprizli bir albüm olacak. Ben bile çıktığı gün, 25-30 tane almayı düşünüyorum. Hande'nin electronic döneminde, müzik iyiydi ama duygular soğuktu. Şimdi hem duygular çok sıcak hem de müzik çok iyi olacak.


Hayranlarınız, ''Müzik konusunda yeteneği olanlar ne yapmalı?'' diye soruyorlar. Nasıl bir yol önerirsiniz?

Öncelikle kalbinin sesini dinlemeli. ''Bir işim olsun, yanında müziği de yapayım.'' cümlesini kabul etmiyorum. Müziğe odaklanıp tek onu yapmalılar. Ben 5 yaşında başladım. İçindeki enstrümanı dışarıya taşıyan herkes müzisyen olabilir.

Yurtdışı konserleriniz olacak mı? Özellikle ''Almanya'da tekrar olacak mı?'' diye soruyorlar.

Oradaki vatandaşlarımız, tekrar ülkelerine dönünce Ekim ayı itibarıyla yurtdışı konserleri başlayacak.


Yakında Bostancı Gösteri Merkezi'nde konser vereceksiniz. Nasıl bir sahne bekliyor bizleri? Sürprizleriniz olacak mı? 

Bostancı Bostancı olalı böyle konser görmedi diyeceksiniz. Sevenlerimle birlikte çok eğleneceğiz. Mükemmel bir sahne showu hazırlayacağız. Sen ve Ozan Eicher davetlimsiniz. En önden izleyeceksiniz. Bir konser arkası da yaparız. Şimdiden sözleşmiş olalım.


Fotoğraflar, Ozan Eicher tarafından çekilmiştir. 

15 Şubat 2012 Çarşamba

Değişen Müzik Anlayışı ve 54. Grammy Ödülleri


Son günlerde '' Dünya'da müzik anlayışı değişiyor mu? '' diye kendi kendime soruyordum. Genel olarak baktığımda Vevo'da yer alan canlı performansların çokça izlendiğini ve piyano, çello, keman, gitar vb. enstrümanların oluşturduğu parçaların / albümlerin çokça dinlendiğini gördüm. Buna bağlı olarak dinleyicinin artık show değil müzik, ruh ve ses istediği aşikar. Tabiri caizse insanlar artık öbür gün unutulacak showu yemiyor. Örneğin; Kylie Minogue'un 2002'de çıktığı dünya turnesinin Manchester ayağında yaptığı show etkileyiciydi. Parmak ısırtacak nitelikteydi. Ama yıllar geçti ve show kavramı olduğu yerde dururken onu icra edenler değişti. Hep en son yapan kişileri hatırladık. Çünkü tüketim müziği / sektörü böyledir.


54. Grammy Ödül Töreni'de bu düşünceleri tesciller nitelikteydi. Foo Fighters'ın vokalisti Dave Grohl'un '' ucuz bir stüdyoda ciddi paralar saçmadan kaydedilen albümümüz '' açıklaması, Lady Antebellum'un yine kendi dalında rakiplerini geride bırakması, Adele'in 6 Grammy'i kucaklaması ve Jennifer Hudson'un Whitney Houston'u anmak amacıyla seslendirdiği '' I will always love you '' parçası beni büyüleyen olaylardı.


Adele, müziğiyle ön planda olmayı başarmış, showa ve şaşaalı kliplere başvurmamış bir sanatçıdır. İyi müziğin, iyi sesin taçlandırılması, sadece sanatını icra eden birçok kişiyi de yüreklendirecektir diye düşünüyorum. Sanırım önümüzdeki sene aynı olayı Lana Del Rey'de yaşayacağız.

25 Kasım 2011 Cuma

Tuğba Ekinci ile AIDS, CONDOM ve MÜZİĞİ üzerine yaptığım röportaj



Türkiye'de Aids'le ilgili şarkı söyleyen tek sanatçısınız. '' Condom '' projesi size ne şekilde geldi? Biraz bahsedebilir misiniz?

Condom isimli parça, bana ilk geldiğinde öncelikle içerdiği mesajdan dolayı ilgimi çekti. Türkiye'de bilinçli cinsel hayat ile ilgili çok büyük projeler olmadığını gördüm ve insanlara bir mesaj vermek amaçlı hem de farklı oluşundan dolayı bu şarkıyı sunmaya karar verdim.

Bazı insanlar '' Condom '' şarkınızdan sonra condomun ne demek olduğunu öğrendi. ( Buna bizzat şahidim. ) Bu konu hakkında söylemek istedikleriniz neledir?

Zaten asıl amacım buydu. Bunu gerçekleştirebildiğimden ötürü çok mutluyum. İnsanlar verdiğim mesaji doğru olarak algıladı.

'' 1 Aralık Dünya Aids Günü '' için vermek istediğiniz mesaj nedir?

Özel hayatlarında dikkatli olsunlar. Mutlaka korunmalarını tavsiye ediyorum.


'' Yüz Derece '' adlı parçanız için kimlerle çalıştınız?

Yüz Derece, sözü ve müziği Nazan Öncel'e ait olan bir şarkı. Albüm çalışmalarına başladığım zamanlarda aranjörüm Cüneyt Üstüner ile beraber Nazan Öncel şarkısına öncelik vermek istedik. Hasan Kuyucu' nun üstlendiği klip ile Yüz Derece şarkısının müthiş bir başarı yakaladığına inanıyorum.

Tuğba Ekinci'yi electronic alt yapılı şarkılarıyla seven büyük bir kitle oluştu. Peki ileriki dönemlerde de electronic çizgi üzerinden mi gidilecek?

Elektronik müzik dediğimiz bana göre modern pop soundları demek. Günümüz sounduna  uygun şarkılar yapmaya özen gösteriyorum. İleriki dönemlerde de yine batı soundu ile devam edeceğim.

Yakın zamanda bir single ya da albüm çalışması yapmanız söz konusu mu?

Yüz Derece henüz çok yeni. Ama albüm çalışmalarına başlamış durumdayım. Yavaş yavaş çalışmayı seviyorum. En kısa zamanda yeni şarkılarım ile karşınızda olacağım.

Yakında Cüneyt Üstüner'e featuring yaptığınız '' Bir Görsem '' adlı parçanın klibi yayınlanacak. Bizi nasıl bir concept bekliyor?

Evet, aranjörüm Cüneyt Üstüner ile böyle bir proje yaptık. Elektro-pop tarzında bir şarkı oldu ve henüz cd çıkmamışken insanların büyük beğenisini topladı. Concept sürpriz olsun istiyoruz. Yakında göreceksiniz.

Sizi marjinal, özgüveni yüksek ve toplumsal sorunlara duyarlı biri olarak tanımlıyorlar. Bu tanımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kesinlikle doğru bir tanımlama. Doğrucu bir insanım. Düşündüklerimi söylemekten çekinmem.

Nazan Öncel denilince aklınıza ilk gelen nedir?

Benim için çok değerli bir sanatçı. Onunla çalıştığım için çok mutluyum.

Eurovision için size bir teklif gelse kabul eder miydiniz?

Kabul ederim. Müthiş bir show ile dünyaya açılmak için güzel bir başlangıç olabilir.

Buradan sizi sürekli takip eden dinleyicilerinize söylemek istedikleriniz :

Onları çok seviyorum. Beni dinlemeye devam etsinler. Her zaman güzel sürprizler ile onlarla beraber olacağım.

21 Ağustos 2011 Pazar

Can Bonomo Röportajım



Müziğe ne zaman ve nasıl başladınız? Biraz bahseder misiniz?

Müziğe 8 yaşında komşumuzun gitar çalışına özenerek başladım. Anneannemin isteği üzerine yan dairede elektro gitar çalan Zafer Abi'den müziği biraz kısmasını rica edecektim. Gittiğimde beni karşısına oturttu ve Beatles’ dan ve Kinks’ ten parçalar çalmaya başladı. Bayağı etkilendim ve gitar çalmaya karar verdim.

Meczup albümü ile dinleyicilerinize vermek istediğiniz mesaj ya da mesajlar nedir?

Meczup albümü başlı başına bir anlatım biçimi benim için. Bazı şeyleri anlatmak icin kelimeler kifayetsiz kalabilir. Ben Meczup’ta anlattığım şeyleri anlatmak için kelimelerden yeteri kadar yardım göremediğim için müziğe başvurdum. Çok yakın zamanda kulağıma çalınan bir hikaye geldi aklıma. Piyanonun başında senfonilerinden birini çalan Beethoven'a eserini bitirdiğinde sorarlar: Bu senfonide neyi anlatmak istediniz? Beethoven piyanonun başına geçer ve tüm senfoniyi baştan sona tekrar çalar. Bunu anlatmak istedim.



Bir dönem radyo programcılığı yapmışsınız, kısa filmler çekmişsiniz ve +18 adlı bir gençlik dizisinde oynamışsınız. Bu konu hakkında söylemek istedikleriniz nelerdir? ( Bu dönemleri açıklarsanız sevinirim. )

İstanbul’a, İzmir'den çok erken yaşta geldim. Bilgi Üniversitesi’ni kazanmıştım ama okul başlayana kadar çalışmam gerekiyordu. O dönemlerde bir radyoda ses prodüksiyonu asistanı olarak başladım. Sonra radyoculuk onun ardından da televizyonculuk yaptım. Bir yandan Bilgi Üniversitesi’nde sinema öğrencisiydim, dolayısıyla birçok kısa film çekiyor ve onları yayınlamaya çalışıyordum. Hepsi birbirine bağlı olarak gelişti. En son Show TV'de bir dizide oynadım. Her zaman en çok istediğim şey müzik yapmaktı. Müziklere devam ediyorum.


Can BONOMO- Bana Bir Saz Verin from CAN BONOMO on Vimeo.


38. Altın Kelebek Ödülleri kapsamında '' En İyi Çıkış Yapan Sanatçı '' ödülünü aldınız. Ödülle ve o geceyle alakalı neler söyleyeceksiniz?

Altın Kelebek çok prestijli bir ödül. '' En İyi Çıkış Yapan Sanatçı '' dalında aldığım ikinci ödül oldu. Bir diğeri de Radyo Boğaziçi ödülleriydi. İyi bir çıkış yaptığımın düşünülmesi beni çok mutlu ediyor. Bir yandan da insanların benden bir şeyler beklediğini düşünmemi sağlıyor. Dolayısıyla daha çok çalışıyorum. Daha çok üretiyorum. Bana insanların beni farkettiğini gösterdi. Ben yaptığım sanatı kendim için yapıyorum ve ne kadar çok insanla paylaşabilirsem ya da ne kadar fazla insan beni anlarsa yaptığım iş o kadar büyür. Sanat ödüllendirilir mi bilmiyorum ama bana hırs ve şevk verdiği kesin.

Genellikle giyim tarzınızı birçok kişi beğeniyor. Stylinginizle kim ilgileniyor?

Stylingim kimseye ait değil. Kendi kıyafetlerimle çıkıyorum her yere. Bana bir saz verin klibinin stylingini Umut Eker yaptı ama. Giydiğim şeylere karışılmasını sevmiyorum. Bana göre değil.

Meczup albümünüz 11 şarkıdan oluşuyor. Albümünüzde kimlerle çalıştınız?

Şarkıların söz ve müzikleri bana ait. Sadece bir şarkımızın (balon) müziğini Cem Özel yaptı. Albümün prodüktörü ve aranjörü Can Saban. Albümdeki çoğu enstrümanı da o çaldı. Albüm Ali Rıza Şahenk’e ait The FatLab’de kaydedildi ve mixing ve masteringleri de Ali Rıza yaptı. Albüm kapağımızı Dilan Bozyel çekti. İlk klibimiz Can Eskinazi ve 2. klibimiz de Can Saban tarafından çekildi. Umut Eker de sahne ve kliplerimizde styling yapıyor. Bir de albüm We Play etiketi ile çıktı.



Yeni albüm çalışmalarınız var mı? Eğer varsa sizi nasıl bir conceptte göreceğiz?

Yeni albümün kayıtlarına bir ay içerisinde başlayacağız. Concept olarak çok bir değişiklik olacağını düşünmüyorum. İstanbul müziği 2012'de nasıl olmak isteyecekse 2. albüm de öyle olacak. Çünkü biz İstanbul müziği yapıyoruz.

Buradan sizi her daim takip edenlere ve dinleyenlere söylemek istedikleriniz:

Ben de onları her daim takip ediyorum. Twitter'da ve Facebook'ta sayfalarım var. Sohbet etmek çok eğlenceli oluyor. Beni sevdiklerini ve koruduklarını hissediyorum. Bu çok hoş. Eksik olmasınlar, herşey adaletli, keyifleri yerinde olsun diyelim.

13 Ağustos 2011 Cumartesi

Türkiye'de Müziğin Yazı ve Eurovision Meselesi



Türkiye'de Müziğin Yazı 


Hepimiz biliriz ki genelde Mayıs - Haziran ayları arasında ya da Eylül'de birçok sanatçının albümü çıkar. Yaz mevsimini ilgilendiren albümler, en geç Haziran'ın sonuna doğru piyasaya sürülür. Bu yaz, yine birçok albüm çıktı. Ama beni heyecanlandıran yalnızca birkaç şarkı var. 

Bu yaz, piyasada yıllardır alışılagelmişin daha da altında projelerin yer aldığını görmek beni üzdü. Bu bağlamda müzik sektöründe ciddi bir tıkanıklığın olduğunu anlamış bulunuyoruz.


Sezen Aksu'nun '' Öptüm '' adlı albümü, mevsimsiz bir albüm olduğu için yalnızca yaz bazında değerlendirmiyorum. Sezen Aksu'nun bu albümü, '' Bahane '' albümünden sonraki albümlerine nazaran daha iyi. '' Unuttun mu beni '' ve '' Aşka şükredelim '' parçaları oldukça etkileyici. 



Betül Demir'in ses rengini çok beğenirim. Stylinginin ve conceptinin doğru olduğunu düşünürüm her zaman. Ancak son albümü '' Mıknatıs '' için seçilen parçaları kendisine hiç uygun bulmadım. Biraz ağır kaçmış. '' Süper '' albümü gibi daha enerjik bir proje, kendisi için uygun olacaktır.

Gökçe'nin '' Tuttu fırlattı '' şarkısı, müzik paylaşım sitelerinde bir hayli dinleniyor. Eğlenceli bir yaz şarkısı. 



Bu yaza damgasını vuran şarkılar şüphesiz; Sinan Akçıl - Hande Yener düeti '' Atma '', Gülşen'in '' Yeni biri '' ve '' Sözde ayrılık '' adlı single çalışmaları, Ajda Pekkan'ın '' Arada sırada '' şarkısı. Gittiğiniz her cafede, barda, bindiğiniz herhangi bir toplu taşıma aracında bir köşeden bu şarkıların duyulması mümkün. Radyolarda sıkça çalınıyor. Yasal indirmelere ve albüm satışlarına baktığımızda, bu olgu teyit edilmiş oluyor.



Eurovision Meselesi 

Eurovision Şarkı Yarışması, siyasi bir yarışma olarak nitelendirildiği gibi, eğlenmek için gerçekleştirilen ama önem arzeden bir yarışma olarak da yorumlanıyor. Siyasi boyutunu şu şekilde açıklayabiliriz; ülkeler arasındaki iletişimsizlik, birbirine komşu ülkelerin bulundukları coğrafyanın dışına çıkmak istememesi. Bu yarışmaya katılan bir ülkenin şarkısı, ne kadar kötü olursa olsun kemikleşmiş bir oy potansiyeli var.

Türkiye'de onlarca internet sitesinde anket yapılmasına karşın TRT'de yer alan belirli bir kesim, kendilerince bir isim ya da grup belirliyor. Bu durumu adil bulmuyorum. Adil bulmadığım gibi seçilen isimleri ve grupları da strateji hatası olarak görüyorum. TRT'nin acilen bu seçim sistemini halletmesi ve kamuoyuna açması gerekiyor.

Yakın zamanda yaptığım bir ankette, en çok Hande Yener ve Gülçin Ergül'ün ismi zikredildi. Dinleyicilerin bu concept için doğru isimleri seçmiş olması beni memnun etti. Sahne performansları, marjinaliteleri, vizyonları ve sesleri açısından ikisi de katılmayı hakediyor. 





20 Haziran 2011 Pazartesi

80'ler Müziğine Dokunuş

   
80'ler, müzik alanında şüphesiz bu zamana kadarki en renkli ve en eğlenceli zaman dilimiydi. Giyim, concept, makyaj, klip açısından ön plandaydı. Madonna ve Cyndi Lauper, ciddi bir rekabet içerisindeydi. Madonnacılar ve Cyndiciler olarak iki yön vardı. Cyndi Lauper'in 1983'te çıkan ilk plağı ''She's So Unusual'' 2 Grammy alırken, Madonna otoriteler tarafından başarısız bulunuyordu. Madonna'nın dünya çapında tamamen yükselişi ''Like A Prayer'' parçasıyla olmuştur. Patrick Leonard ile birlikte bestelediği şarkı albüme adını vermiş olup, milyonlarca kopya satmıştır.



80'lerin en meşhur isimlerinden biri de başarılı Euro-Beat Sandra Cretu'dur. Maria Magdalena parçasıyla Euro-Beat ikonu haline gelmiştir. Ayrıca bu şarkının yer aldığı albümün prömiyerlerinden biri de İzmir Atatürk Stadı'nda yapılmıştır. Dönemin en popüler Euro-Beat gruplarından Bad Boys Blue ve C.C.Catch 'i de ayrı severim.



Laura Branigan... Leonard Cohen'in vokalistliğini yaptı, Amerikalı ünlü yapımcı Ahmet Ertegün tarafından keşfedildi, Self Control adlı parçasıyla zirveye çıktı. 2004 tarihinde aramızdan erken ayrıldığı için çok üzgünüm.


Alphaville adlı Alman müzik grubunu da çok başarılı bulmuşumdur. Big In Japan ve Sounds Like A Melody parçaları ile birçok ülkede seslerini duyurmayı başarmışlardır. İşte 80'ler playlistim:



       1) Laura Branigan - Self control
       2) Sandra - Maria Magdalena, Heaven can wait
       3) Modern Talking - Chery chery lady
       4) Cyndi Lauper - Girls just wanna have fun
       5) Alphaville - Sounds like a melody
       6) Inxs - I need you tonight
       7) C.C.Catch - Cause you are young
       8) Madonna - Like a prayer, La isla bonita
       9) Roxette - It must have been love
      10) Scotch - Disco band
      11) Beetle Juice Soundtrack - Day-o ( Banana boat song )
      12) Kylie Minogue - I should be so lucky
      13) Samantha Fox - Touch me
   

14 Haziran 2011 Salı

Emir Yargın Röportajım ( Ozan Eicher'ın çekimiyle )




Deniz Can Kutlu: Müziğe nasıl başladığına dair bilgi verebilir misin?


Emir Yargın: Sahne sanatlarına ilgim nedeniyle, küçük yaşlarımdan başlayarak okul eğitimiyle eş zamanlı olarak müzik eğitimim devam etti. 13 yaşında davulu ana enstrümanım olarak seçtim. Lise yıllarında adından söz ettiren bir davulcu olmayı başardım. Okul orkestrasının dışında kurduğum gruplarda davul çaldım, vokal yaptım. Lise yıllarımda Antalya'da yaşıyor olmam, Antalya'da çok sayıda festival olması, turizmin sağladığı avantajla da çok sayıda konserde çalma fırsatım oldu. İstanbul Üniversite'sini kazanarak geldiğim İstanbul'da müzik çalışmalarıma hız kesmeden devam ettim. Birden fazla orkestrada kimi zaman davulda, kimi zaman vokalde ama hep sahnede oldum. 2008'de 13. Roxy Müzik Günleri yarışmasındaki electropop köpek şarkımla ikincilik ödülünü aldım. Bir rock yarışmasında electropop bir parçayla jüri üyelerinin büyük övgüsüyle ödülü kazanmam çalışmalarıma ivme kazandırdı. Electropop tarzı çalışmalarımı, güçlü bir altyapıyla hazırlayarak müziğimi geniş kitlelere ulaştırma heyecanı başladı. İstanbul'a geldikten sonra çaldığım gruplardan biri de elektronik müzikte çok beğendiğim Onor Bumbum'un grubuydu. Elektronik davul ve elektronik oyuncaklar çalıyordum. Birbirimizi iyi anlıyor olmamız ve birikimlerimizden iyi sentezlere ulaşmamız, ortaklığımızı tam anlamıyla başlattı. Bundan sonra Onor Bumbum'la benim vokal olarak önde olduğu çalışmalar yapmaya başladık. 2009 yazında The Bananas'ı kurduk. Aynı zamanda da '' Tokat '' ın çalışmalarını sürdürdük.


D.C.K.: Genelde sözlüklerden ve diğer mecralardan edindiğim bilgilere göre seni eğlenceli, rahat ve sevimli buluyorlar. Ne düşünüyorsun?

E.Y.: Eğlendiren müzikler, sahnede kullandığımız ses çıkaran oyuncaklar, seyirciyle kurulan espirili ilişkiler, görsel efektlerle beslenen showumun etkisiyle, rahat, eğlenceli ve sevimli bulduklarını düşünüyorum. Tabiki şarkı sözlerindeki mizahın kliple de pekiştirilmesi, sahnede iki saatlik performans boyunca zıplamak, atlamak, seyirciyle dans ediyor olmamın da bir etkisi var.


D.C.K.: Albümünün adı Tokat. Vermek istediğin bir mesaj var mı conceptte? 

E.Y.: Tokat, gerçek hayattan esinlenerek kurguladığım bir senaryo. Arkadaşımın başına gelen kötü bir olay. Bunu söylemek bile başlı başına bir mesaj ama ben bu görevi dinleyicime bırakmayı tercih ediyorum. Çünkü şarkımın yarattığı dünya, dinleyiciyi sürece çekiyor. Dinleyicinin kafası neye yatarsa onu alıyor. Ben bunu seviyorum.

D.C.K.: Albümde kimlerle çalıştın?
E.Y.: Birbirini anlayan, birbirini tamamlayan, büyük bir ekiple çalıştım. Ama iş müzik olduğu için ilk sırada Onor Bumbum var. Çünkü alt yapılar, stüdyo, kayıtlar, mixing, mastering Onor Bumbum'a ait. Albüm kayıtlarında ve konserlerde davulda Nurtun Şarman ( kayıtta ben ve Onor Bumbum da davul çaldık), bas gitar Umut Şimşekli, gitarlar Emir Aksoy, Orkun Kont, geri vokalde Nil İpek Hülagu var. Concept art ekibi, Brain storming takımı, basın ilişkileri, web tasarımı ve listesi uzayıp giden ciddi bir ekiple çalıştık. Başından itibaren fotoğrafları çeken Ozan Eicher, Cumhur Kaplan, klip için yönetmenim İsmet Kurtuluş, stylingde Buğra Özalp hep varlardı. Robotların tasarımı gerçekten çok güçlü endüstriyel tasarımcıların elinden çıktı. Bahadır Yargın, Gülşen Töre Yargın, Berdan Çerçioğlu, web tasarımını Erkan Balkan & Oğuz Demir ( Pikselist ) yaptı. Klibin görüntü yönetmenliğini Oytun Orgül, koreografisini Yeşim Tunç, görsel efektlerini de Hazal Giraygil yaptı. Makyaj Ayça Kubat, klip oyuncuları Melis Sincer, Emir Aksoy, Mustafa Özkurt, Haluk Can Dizdaroğlu, Robotlar; Yeşim Tunç, Orkun Kont, Pelin Aslan ve tabi Kurtlar Vadisi'nden tanıdığımız ünlü oyuncu Serdar Deniz.
D.C.K.: 12 Mayıs'ta Ghetto'da lansman konserin gerçekleşti. Nasıl bir geceydi ve neler hissettin?
E.Y.: Günlerden Perşembe. Hava raporu, yağmur var diyordu. Ama Ghetto tıka basa doldu. Öncesinde TRT Türk Bu Ülke programı için İstiklal'de aktüel çekim yaparak röportaj yaptı. Provalarda TRT Müzik Tüm Dünya programı çekim yaptı ve sonrasında röportaj yaptı. Doğrusu konser öncesindeki bu çalışmalar beni motive etti. Konser klibin ilk gösterimi ile başladı. Biz henüz sahne almamıştık ama içerden gelen tepkilerle ve alkışlarla enerjimiz yükseldi. Konser yüksek tempoyla başladı. Jackie Raindrops, hazırladığı görselleri canlı olarak aktardı. Robotlar sahne aldığında yer yerinden oynadı. Beni bu konser öncesinde bilen sevenlerim kadar ilk kez gelenlerin çokluğu mutlu etti. Çok sayıda sevenimin yanı sıra müzik kanalı yöneticileri, çok sayıda blogger ve basın mensubu da vardı. Heyecan, eğlence, tempo ve ilklerin olduğu bir geceydi. Ben çok mutluydum. Özetle ilk albümüm için iyi bir başlangıç olduğunu hissettiğim, muhteşem bir geceydi.


D.C.K.: Müziğini '' Yenilikçi Pop '' olarak tanımlıyorsun. İleriki dönemler için ilginç planların var mı?
E.Y.: Şarkılarımda alt yapılar elektronik öğelerin yanı sıra modern ve global ana akım özelliklerini ve zenginliğini barındırıyor. Farklı şarkı sözleri, şarkı hikayeleri ve samimiyeti ise müziğimi tanımlıyor. İlk albümümde birçok şarkımızın içinden 8 parça seçtik. Bunlar benim nasıl şarkı yazdığıma dair ip uçları veriyor. Kısa vadede yaza bir klip şarkısı, Eylül'e bir klip şarkısı geliyor. Akdeniz sahilinde etkinlikler ve klüb konserleri var. İleriki dönemde çizgiyi bozmadan yeni projelerle devam edecek.
D.C.K.: Kimleri takip ediyor ve dinliyorsun?
E.Y.: Oh Land, Regina Spektor, Daft Punk, Justice, Chromeo, İlhan Erşahin, Onor Bumbum, 123, Acoustic ladyland, Dredg, Bumblefoot, Sakareller, Air, The bird and the bee, Laço Tayfa, Feat, Brooklyn Funk Essentials - in the buzzbag albümüne bayılırım. Deliliği, dinlenebilir hale getirenleri severek dinliyorum.


D.C.K.: '' Tokat '' tan, Emir Yargın'ın yıllardır üzerinde çalıştığı albüm şeklinde söz ediliyor. Neler söyleyeceksin?
E.Y.: Onor Bumbum'la son 3 yıldır, özellikle yaz aylarında kapanarak müzik yapıyoruz. Çok yoğun ve titiz çalışmalar yapıyoruz. Ancak Türk müzik sektörü kendini sınırlamış durumda. Yapım şirketlerinin farklı müzik yapanlara karşı ihtiyatlı bir duruşları var. Müzik tarafında da iş tarafında da uzunca bir zaman geçirdik. Sonunda Onor Bumbum'la yeni nesil müzik şirketimiz '' Kuzu Müzik '' i kurduk ve '' Tokat '' çıktı. Albüm, klip tüm prodüksiyonu biz gerçekleştirdik.
D.C.K.: Buradan seni dinleyenlere ve takip edenlere söylemek istediklerin:
E.Y.: Sanatçı ile dinleyici arasındaki samimiyeti desteklediğine inandığım, başkalarına benzemeyen bir iş yapıyorum. Bunlar Emir Yargın'ın içtenlikle yaptığı, kafa yorduğu, sınırlar koymadığı, samimiyetini yansıttığı şarkıların dünyası, bu dünyaya müzik severleri davet ediyorum. Ayrıca benimle ilgili daha fazla bilgi için:


Teşekkür ediyorum.

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Retrospektif / Retrocular anlatıyor


Siyah beyaz fotoğraflara olan merakım küçükken başladı. Evde ne kadar eski fotoğraf varsa hepsini toplar, üzerlerini bantla kaplardım yıpranmaması için. Akabinde kasetler, plaklar, dergiler, Beyoğlu'ndan kime ait olduğunu bilmediğim eski fotoğrafların satın alınması ile sürdü eskiye olan hayranlığım.

Müzikte  80'ler her zaman tercihimdir. Cyndi Lauper, Alphaville, Sandra, Laura Branigan, Madonna, Baltimora, A-ha, Discoband vazgeçilmezlerimdir. Türkiye'deki işlere bakacak olursak, müzik ve sinema konusunda beni etkileyen 70'lerdir. Ajda Pekkan, Yeliz, Sezen Aksu ve Nil Burak 70'lerin en sevdiğim isimleridir.'' Boş sokak '' ve '' Kimler geldi kimler geçti '' parçaları benim için ayrı bir önem teşkil eder. Beetlejuice en sevdiğim filmdir. Her izlediğimde ayrı bir tat alırım. 70'lerden aklımda kalan bir Türk filmi ise Türkan Şoray'dan. Palyaço kıyafetiyle şarkı söyleyerek ağladığı sahne beni çok üzmüştür.

Peki retro nedir? Retro, tasarımlarda ve moda akımlarında yaşanan bir geriye dönüş anlamına gelmektedir. Retro kurgusu, içerisine birçok ürünü ve ruhu alıyor. Retrospektif, yaşanmış olaylara göz atmaktır. Bu yazımda, retro kültürünü benimsemiş dört arkadaşımla bir retrospektif yaptık. Hem tarzlarını yansıtan fotoğraflarını hem de geçmişte kendilerini etkileyen filmleri bizlerle paylaştılar.

K. Hakan Yıldırım :


E.T.

Akrabam olması için çocukken dua ettiğim varlık. Evin içinde kocaman poşet geçit yapmıştım bu film uğruna. Final sahnesinden tutun, Drew Barrymore'un ( o zamanlar kız çocuğu, çok şirin, ısırmalık ) E.T. 'yi ilk gördüğü anı ve çığlığı hala kulaklarımda. Kafamda bilimkurgunun oluşmasındaki ilk filmdi bu. Etkileri büyük benim için. Bu yaşımda otobüs yolcuklarında sürekli cam kenarını seçip, otobüsü takip eden uçan cisimler, doğaüstü varlıklar vs. canlandırmam gibi olayların yegane sebebi. Elime eldiven geçirip orta parmağı tarafına  uzun tahta bir kalem sokup E.T. 'nin ellerini pratikte elde edip anneannemin tavuklarıyla oynadığım yıllar... Bir ara Deniz Can Kutlu'ya istek olarak '' E.T. 'nin Hakan'a etkileri '' şeklinde benden bir yazı istemesini rica edeceğim. Bence filmi hemen herkes izlemiştir, herkes. Kabahat ise unutanların. Ne olur ne olmaz şiddetle öneriyorum. Hem de bayağı şiddetli.

Osman Karakülah:


A Clockwork Orange

Bu filmden etkilenmemin sebebi ilk başta çok büyük bir Stanley Kubrick hayranı olmam sanırım. Bir Kubrick aşığı olarak bu filme başlamak zaten etkileneceğimi göstermişti. Daha sonra filmi izlerken, filmde geçen işkence, tedavi ve günlük yaşam sahnelerinin aslında birer sistem eleştirisine dayandırılması beni filme iki kere bağladı. Tabi filmdeki suç, suçlu, affedilmiş ve hala suçlu sayılan insan kimliklerinin sorgulanmaması, dogmatik kararlar ışığından bunların kararlaştırılması, insanların hayatlarında büyük bir etki yaratıyor. Bu olgu da ister istemez size etkilendiğiniz film hangisi sorusunda bu filmi düşünmenize sebep oluyor.


Efe Ege Özden:


Fosforlu Cevriye

Bir kenar mahalle dilberi olan Cevriye'nin gecekondusuna polislerden kaçan bir banka soyguncusu sığınıyor. Cevriye'yi evinde gizlenmeye razı ediyor ve zamanla aralarında bir yakınlaşma başlıyor. Bu tam benlik bir filmdir. Bu filmi annemle izlemiştim. Bak başkasının evine gidersen şöyle olur böyle olur diye uyarılar almıştım.

Berkan Eroğlu:


Seks Fırtınası  ve Kibar Feyzo

Seks Fırtınası, 70'lerin seksle buluştuğu ilk filmdir. Ben tabi daha yeni izledim. O zamanların seks anlayışı, birbirlerine dokunuşları, öpüşmeleri ve etek altından bakıp bir anda boşalmaları gülünç ama sevdim ben. Benim ruhumun hamuru da bu filmle oluştu. Şimdiye bakarsak 2011'deyiz. Ama şimdiki yasaklar çok gülünç. 70'ler daha cesaretli ve yürekliymiş. Helal olsun.

Kibar Feyzo, benim kalbimde taht kurmuş bir komedidir. Bazı bilgiler vermektedir ama ben hep espiri olarak baktım filme. Çok fazla komedi filmi sevmem, dram severim genelde ama bu film bir Kemal Sunal filmi olduğu için kendini sevdirmiştir bana.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
back to top