3 Şubat 2012 Cuma

Zenne Filminin Yönetmenlerinden Caner Alper'le Yaptığım Röportaj


Daha önce belgeseller yapmış olmanıza rağmen hiç uzun metraj çalışmanız olmamıştı. Uzun bir hazırlık dönemi yaşadığınızı biliyoruz. Zenne, katıldığı ilk festivalde sadece 5 ödül almakla kalmayıp aynı anda ülke gündemine de oturdu. Bütün bunları nasıl değerlendiriyorsunuz ve neye bağlıyorsunuz?

Bence Türkiye'nin böyle bir hikâyeye ve filme ihtiyacı vardı. Klişelerden sıkılmışlar ve cesaretli konulara ihtiyaç duyuyorlardı. Sadece cinsellik değil politik duruşu da olabilecek bir film, beklentilerinin bir kısmını karşılamayı vaat etti onlara. Antalya Film Festivali’nden Türkiye'ye bir anda yayılan ses, büyük merak ve beklenti uyandırdı. Gösterime geç girecek olması ise bu merakı büyüttü, düşürmeden gündemde tuttu.

Ahmet Yıldız yaşıyor olsaydı yine de bir gün uzun metraja geçiş yapar mıydınız?

Sinemayla öyle ya da böyle ilgili olan kişilerin hayallerinin hep bir yerinde bir gün film yapmak vardır bana göre... Ahmet yaşarken de bir senaryo üzerinde çalışıyorduk, o senaryoda annesi vuruyor ama Ahmet hayatına devam ediyordu. O filmi o zaman yapar mıydık şimdi bilemiyorum ama Ahmet ölünce yapmamız gerektiğini hissettik.

Zenne belgesel olarak çekilmiş olsaydı yine bu kadar ilgi çekecek miydi?

Eğer sorunuz o zaman bu kadar geniş bir kitle tarafından izlenir miydi olsaydı kesinlikle HAYIR derdim. Sinema çok GENİŞ bir kitleye hitap ediyor. Özellikle insanı ön plana çıkaran meselelerde. Sinema için bile belki bazı hileler yapmak, görsel zenginliğini şişirmek gerekiyordu. Görselinin abartılı oluşu gerçekçiliği inanılmaz olan bir hikâyeye yardım edecekti. Olduğu bir şey için oğlunu öldürecek bir baba o kadar sert ki görüntülerin yumuşak olması çok sıkıcı olacaktı. Böyle olunca da sonunda seyirciyi bu kadar çarpacak bir hikâyeyi seyretmeye hazırdılar.

Masist bir toplumda şiddetin kaynağı erkek gibi gösterilirken Zenne'de anne karakterlerinden biriyle tersi bir tezi savunuyorsunuz. Hem iyiliğin hem de kötülüğün kaynağı kadın gibi görünüyor. Feministlerden çekinmediniz mi?

Hayır. Çekinirseniz oto sansür uygularsınız. Hikâyenizin tartışılması, parçalanması, olumsuz eleştiriler alması, alay edilmesi hiç önemli olmamalı. Bazen elime yazışma zincirleri geçiyor, günlerden beri akademisyenler yazışmış, sonunda beni tanıyan birisi iletiyor, okurken çok hoşuma gidiyor. Bazen filmi çekerken farkettiğimiz ya da yerleştirdiğimiz metaforlar farkediliyor ve bizi birileri savunup senaryoyu açıklıyor. Zenne'deki hikâyeler doğru olduğu için beni çok kısıtlıyordu. Aslında Kezban karakteri, toplumun geneline hakim masist erkek inancına ters rövaşata bir gerçeklik içeriyordu.

The Guardian gazetesinde yayınlanan Elif Şafak'ın '' Türkiye'de Homofobiden Duygusal Özre '' adlı yazısını da dahil edersek bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dış basında, CNN, The Economist başta olmak üzere pek çok yayında haber oldu. Zenne, Türk halkı ve özellikle basını üzerinde bir kırılma yarattı. Bu yine önceki sorudaki gibi zamanlamayla alakalı bir şey sanırım. Zenne ne kadar bir film ne kadar toplumsal bir gerçeğin medyadaki yansımasıydı bilinmez ama Türk medyasının da bu jargonu özenle kullanmaya çaba sarfetmesi gerçekten takdir edilesi.

Gerek prodüksiyon öncesi fon bulma girişimlerinde gerekse dağıtım sürecinde sıkıntı yaşandı mı?

Her ilk filmini yapan yapımcı ve yönetmenler gibi çok sıkıntılar yaşadık, hem film yapma hem de dağıtım sürecinde. Buna bir de ‘’ Filminiz iyi ama ticari mi acaba? ‘’ diye yaklaşan sinema salonlarını eklersek daha rahat anlaşılır. Kimi çok bilindik yönetmenlerin ya da oyuncuların yer aldığı filmlerin birkaç bin seyirciyle vizyondan kalkması söz konusu iken Zenne'ye inanıp salonlarına almalarını beklemek haksızlık olurdu. Fon bulma arifesinde hiç film yapmamış herkes gibi biz de yapmama, vazgeçme evresine geldik.

Film genel anlamda net bir duygu çizgisi üzerinden akıyor. Cinselliği çok sınırda kullanmış olmanız eleştirildi. Neler düşünüyorsunuz?

Cinsellik, filmde ispat edilmesi gereken bir mesele gibi veriliyor. Varoluş ve keyif hali için değil de bu topraklarda yaşayan insanların acısı gibi. Tehlikeli sularda yüzmenin bedeli bir fotoğraf gerekiyor bir durumun ispatı için.

Filminizi ‘’ Sapıkların filmi ‘’ şeklinde niteleyen Akit gazetesinin başlığını ve sonraki evreyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Akit gazetesinin yazarının sapkınlıkla hüküm giymesine karşılık Zenne'yi seçmesi bir kontratak. Bizimki sapıklıksa sizinki daha büyük sapıklık demek yani. Film vizyondayken böyle bir saldırı yapmış olmaları ticari bir zedelemeye maruz bırakır, sadece manevi dava olarak kalmayacaktır.

Uzun metraja devam mı? Yine iki yönetmen olarak mı devam edeceksiniz?

Evet, devam edeceğiz. Ama Zenne'nin ticari bir getirisi olmadığından ikinci filmin yapım aşamasında bizi yine benzer zorluklar bekliyor olacaktır. Bu defa daha da riskli alanlara girmek ve ülkemizde konuşulmayan diğer gerçekleri de masaya yatırmak istiyoruz.

Zenne nasıl bir yolculuktu? Artısı ve eksisiyle yeniden değerlendirecek olursanız Zenne'de neleri değiştirmek isterdiniz? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Filmi seyrettiğimizde bazı yerlerini değiştirmek, çıkarmak ya da eklemek gibi fikirlerimiz oluyor ama bütününde memnunuz. Bu kadar geniş bir çevrede konuşulmuş, tartışılmış olmak, ailelerin seyrettiği, konuştuğu bir mesele ile mütevazı da olsa bir değişim başlatmış olmak çok memnun edici. Zenne çok uzun, pahalı ve yorucu bir yolculuktu ama hiçbir zaman pişmanlık duymadık.

Photography: Serkan Durmuşoğlu


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
back to top